Mustafa'nın Blogu

Mustafa Kılınç Blog Sayfası

ULUSOY Turizm şikayet : İÇLER ACISI hali

10 Mart 2011 tarihinde Ankara'dan Antalya'ya gitmek üzere 3 kişi aldığımız biletlerle gece yarısı otobüse bindik, 2-3 saatlik yolculuğun sonunda nasreddin hoca tesislerinde kar yağışı nedeniyle ara verdik ve ara vermemizle zulüm başladı.


Yarım saat sonra mecburen otobüslerden indirildik. Soğuk tesiste etrafımızda sürekli dolanan garsonlar birşeyler almamız için gözümüzün içine bakıyor, soruyorlar. Uyumak istiyoruz ancak soğuk ortamda, sert sandalyelerde ne mümkün! Aradan 1, 2, 3 saat geçiyor. Şöförler ve takımı köşedeki bir masada gerile gerile oturuyorlar. Yolcular arasında çocuklu bayanlar var, çocuklar ağlıyor, üşüyor ancak kimsenin umrunda değil! Otobüs'ün yakıtını düşünen şoförler o soğuğa bizi mahkum ediyorlar.

Beklemede 4. saat, oturanlar, bekleyenler bir ayaklanıyor, neden hala bekliyoruz diye, şoförler rahat ve lakayt bir tavırla "yol kapalı olabilir, haber bekleyeceğiz."
Beklemede 5. saat, ulusoy müşteri hizmetlerini arıyoruz, muğlak ve geçiştirici cevaplar.
Beklemede 6. saat, şoförler ikinci yemek servisini istiyorlar.
Beklemede 7. saat geliyor, insanlar tekrar ayaklanıyor, ancak sonuç alamıyorlar, karşılarında bir muhatap yok! Ümidi kesenler kahvaltı için çay çorba alıyorlar ancak parası olmadığından alamayanlar ve hatta bunu söyleyenlere şoförlerin alaycı bakışları dikkat çekiyor.

Beklemede 8. 9. saat değişen birşey yok! "Yol kapalı haber bekliyoruz. Dün giden araç da hala yolda, isterseniz gidip orada bekleyelim" tehdidiyle susturulan insanlar.

10. saat isyanla beraber yola çıkılıyor, altenatif yoldan sorunsuz şekilde 20 saat sonra nihayet Antalya!

KOÇ da kaldı bizimle, PAMUKKALE de ama 1 saat! Onların çalışan sistemleri, alternatif yolu kullanmalarını sağladı. ULUSOY un herşeyden bihaber merkezi, bizi kuru sandalyede 10 saat oturmaya mahkum etti!

Babam ve Hakim...

Rize'de geçen günlerde yaşanan bir olay benim de zamanında başımdan geçen bir olayı hatırlattı bana. Benzerlik öyle ki, yıl 2011 ben de babamla beraber ömrümde ilk defa adliye yollarına düşmüştüm. Üstüste gelen arkadan yazılan trafik cezaları nedeniyle trafik mahkemesine dilekçe vermeyi önermiştim babama. Tabi aynı dönemde herkese arkadan yazılan cezaların ulaşması nedeniyle olsa gerek aşırı bir yoğunluk vardı. Ya da trafik polisleri birden aşka gelmiş ve görev bilinciyle çelişkilerle dolu da olsa ceza makbuzlarını üşenmeksizin doldurmaya başlamışlardı.

Bu durumdan şekvacı bir Türk Vatandaşı olarak hakkımı arayacağım yer olarak (henüz hiç işim düşmediğinden çok iyimserdim sanırım) adliyeyi adres görerek ilgili 30 küsür tane makbuzu aldık ve babamla adliyeye gittik. Tabi 30 küsür tane cezayı istedikleri ek belgelerle (nufus cüzdanı fotokopisi, arabayı sattığımız için satış sözleşmesi, trafik cezası, ceza fotokopisi, konuyla ilgili dilekçe)  100 sayfayı geçince kolay tasnifi açısında hepsini dosyaladım.

Uzun bir sıra bekleyişinin ardından hakim'in odasına girdik. Mahkeme duvarı gibi olmak deyiminin tam karşılığını da orada öğrenmiş oldum. Selam vererek girdiğimiz odadan hiçbir cevap duyamadık. Ne işiniz var der gibi bakan bir çift göze karşı ne yapmamız gerektiği konusunda biraz tereddütten sonra elimizdeki dosyalarla hakimin masasına yaklaştık.

Yüzünü buruşturarak baktığı dosyalar için önce hepsine tek tek gelmemiz gerektiğini mırıldandı ve sonra sustu.. Sanırım bu teklifin her seferinde sıranın arkasına geçmemiz durumunda 1 hafta alacağını tahmin etti... Fakat sanki cezaları yazan bizmişiz gibi bu kadar çok olmasının suçunu bize atmanın yollarını arıyor gibiydi. Nihayet can alıcı noktayı yakaladı : "Bu ne böyle, hepsini dosyalamışsınız, şimdi çıkartıp bunlara imza mı atacağım" dedi.  Şaşırdık. Ben hemen dosyaları aldım ve saf anadolu insanı babamın birşey söylemesine fırsat vermeden "tamam hakim bey, ben çıkarırım siz imzanızı atın" dedim. Az çok bürokrasiyle ilişkim olmuştu ve buna çok uzak olan babamın hiçbir lafı esirgemeden söyleyeceğini tahmin etmem zor değildi. Ben dosyaları çıkarıp hakim imzalarken söylenmeye başladı yeniden mırıltıyla ve işlerin koptuğu an, babamdan bir laf duyuldu :"Hakim bey, bu kadar konuşacağına imza atsaydın 5 tane daha imzalardın!".

Bir an sessizlik ve hakimden nihayet bir hareket; ilk olarak babama baktı, karşısında kendinden emin, hakimin insan olması dışında diğer insanların verdiği statünün hiç de önemi olmadığı için bununla ilgili hiç bir endişesi bulunmayan bir yüz. İkinci olarak bana baktı, babamın söylediği lafın gediğe ne güzel oturduğuna sevinmiş mütebessüm bir yüz. Sonra kendi yüzünü düşündü muhtemelen, bütün şaşaa ve üstünlük zannı yerle yeksan olmuş mağlup bir savaş komutanı!

Sessizliği nihayet bozdu ve yanındaki (bilmiyorum ne deniyor kendilerine) yaverine "polisi çağır" diye titrek emredici bir ses. Yaver fırladı ancak hakim imzalamaya devam etti. Sanırım ilk kez karşılaştığı bu tepkiye karşı ne yapması gerektiği konusunda antremanlı değildi. Polis ve yaver dönmeden bizim imzalar bitmişti. Dosyaları toparladı ve elime tutuşturup "yandaki sekreterliğe verin" dedi yüzümüze bakmadan. 

Hikayenin biraz daha devamı var ancak olaysız şekilde bitiyor, bu yüzden ayrıntıları atlıyorum. Benzer gördüğüm haberi de aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

-------------------------------------------------------------


Son günlerde çok tartışılan yargıdaki keyfi uygulamalara bir yenisi Rize'de eklendi. Asliye ceza hakimi, kalem odasında beklerken tartıştığı öğretim görevlisini, ayağa kalkmadığı için tutuklatarak ceza evine koydurdu.

Alınan bilgiye göre,babasının bir davada yargılanıp beraat etmesi üzerine Pazar Adliyesine giden Bilal Bekar (30), Asliye Ceza Mahkemesi Kalemine giderek babasının yargılandığı dava kapsamında el konulan av tüfeğini almak için ne yapması gerektiğini sordu.

HAKİMDEN 'OTURMA, AYAKTA BEKLE' TALİMATI

Bu sırada Kalemde bir davanın kararını yazdırmakta olan Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi M.B, Bekar'dan oturmamasını, ayakta beklemesini istedi. Bunun üzerine hakim M.B. ile öğretim görevlisi Bekar arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine hakim M.B, kendisine hakaret ettiği iddiasıyla Bekar'dan şikayetçi oldu.

Pazar Sulh Ceza Mahkemesinde Bekar'ın tutuklanması istemiyle dava açıldı. Görülen davada mahkeme, tutuklama istemini reddetti. Bunun üzerine savcılık, Rize Ağır Ceza Mahkemesinde karara itiraz etti. Rize Ağır Ceza Mahkemesi de isteği yerinde  bularak Bekar'ın tutuklanmasına karar verdi. Bekar, karar gereğince tutuklanarak cezaevine konuldu.

Bekar'ın avukatı olan Rize Baro Başkanı Ateş Hatinoğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, müvekkilinin tartıştığı hakim M.B. ile ilgili olmayan bir konu için adliyeye gittiğini belirterek, ''Hakim, müvekkilimin kalemde oturmasından rahatsız olmuş. Ayağa kalkmasını söylemiş. Müvekkilim, kendisine bu şekilde davranmaya hakkı olmadığını söylemiş'' dedi.

Tartışmanın bir davayla ilgili veya M.B'nin hakimlik göreviyle ilgili olmadığını ifade eden Hatinoğlu, verilen tutuklama kararının haksız olduğunu, bu nedenle Trabzon Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklamaya itiraz ettiklerini kaydetti.